27 Ağustos 2014 Çarşamba

IDA.KEW Cilt Bakım Ürünleri

IDA.KEW markasını ilk olarak Melodi'nin Makyajı blogunun Instagram hesabında görmüştüm ve "doğal/temiz kozmetik" markası olarak alıcılarım açılmıştı. Daha sonra kendileri bana denemem için bir kaç ürün göndermeyi teklif ettiklerinde çok memnun oldum. Gelen paketle birlikte Güneş Bakım Yağı, Hydrating Face Gel ve Anti-aging Yüz Serumu ürünlerini deneme fırsatım oldu. Selma Hanım'a teşekkür ediyorum!


IDA.KEW hakkında biraz bilgi vermem gerekirse, Ida adı, Selma Hanım'ın çocukluğunun geçtiği Kaz Dağları'ndan geliyor. Buradaki gezileri sırasında dedesi kendisine çeşitli bitkileri ve şifalarını anlatırmış. Kew ise yine Selma Hanım'ın üniversite için gittiği Londra'da üye olduğu ve sık sık ziyaret ettiği Kew Kraliyet Botanik Bahçeleri'nden geliyor. Kaz Dağları'na her zaman hayran biri olarak, zaten isim beni en başta yakaladı. 

Ürünler dünyanın dört bir yanından tedarik edilen saf yağlar, doğal bitki hidrolatları, vitaminler, özelr ve bitki ekstreleriyle hazırlanıyor ve %100 doğal. IDA.KEW ürünleri paraben, parfüm, yapay boya, mineral yağ, silikon ve sentetik koruyu içermiyor. Raf ömrü açıldıktan sonra 12 ay ve raf ömrünü uzatmak adına, ışığı geçirmesin diye siyah, cam ambalajda sunuluyor. 

Benim kullandığım tüm ürünlerde gözlemlediğim şey ise ne kadar konsantre oldukları. Gerçekten çok ufak miktarlar yeterli oluyor. Bu anlamda, gramajlarını başta az bulsam da, ne kadar uzun süre kullanabildiğimi görünce bu konudaki çekincem ortadan kalktı. 

Sun Care Oil//Güneş Bakım Yağı


Sun Care Oil ya da Güneş Bakım Yağı, hem güneşlenirken korunma ve bronzlaşma amaçlı, hem de güneş sonrası cildi rahatlatma amaçlı kullanılabilen bir ürün. Özellikle kurak iklimlerde yetişen bitkilerden uygun yöntemle elde edilen yağların (susam yağı gibi) doğal güneş koruma faktörünü kullanarak cildi ışınlara karşı koruyor; havuç ve jojoba yağları ile de bronzlaşmasını sağlıyormuş. 

Akışkan ve harika kokan bir yağ, çok hafif sarı renkli gibi görünse de leke vs yapmıyor. Çok kolay uygulanıyor ve ciltte güzel emiliyor. Ayrıca çok ufak miktarı geniş bir alana yetiyor. Ben 30 mL'lik bu boyunu tatilde 12 gün kullandım. 


Ben Antalya'da önce saat 5'ten sonra bacaklarımda denedim. Son bir iki gün de saat 3'ten sonra en çok güneş alerjisinden etkilenen dekolteme ve yine bacaklarıma sürdüm. Çok hızlı bronzlaştırdığını söyleyemem; ama kesinlikle kızarma, alerji ve haşlanma yapmadı. Cildimi güzelce yumuşattı. Ben zaten çok kararabilen bir insan değilim; ama hoş bir renk verdi. Tam sevdiğim sütlü çikolatanın açık tonu olabildim. Bundan sonraki sene tamamen bu yağ ile mi tatile gitsem diye düşünüyorum; çünkü güneş alerjisi yapmamış olması koruyor olduğunun bir göstergesi. 

Tam boyu 100 mL ve 75 TL. IDA.KEW web sayfasından satın alabilirsiniz.

Anti-Aging Yüz Serumu


Bu yüz serumunun 3 mL'lik minnacık şişesini görünce "acab ne anlayabileceğim?" diye düşünmedim dersem yalan olur. Fakat bu 3 mL'lik şişe Antalya'da 12 gün boyunca sabah ve akşamüstü iki kez kullanıma, sonraki 12 gün boyunca da sabah kullanıma yetti (3'er damla kullandım). Ne kadar konsantre olduğunu sanırım anlatabilmişimdir. 


Yabani iğde, kuşburnu, gül, avokado ve kayısı çekirdeği yağları ile birlikte E vitamini ve C vitamini (askorbik asit) içeren bu serumun yapısı yine akışkan. Hoş bir kokusu var. Ben minik damlalığı ile avucuma üç damla damlatıp orada yüzüme minik noktalar halinde yaydım ve masaj yaparak uyguladım. Cildimi hemen yumuşattığını ve güzel bir ışıltı verdiğini söyleyebilirim. Bu serumun benim gördüğüm en önemli etkisi, üstüne sürdüğüm nemlendiricinin tutunmasını ve nem vermesini arttırması oldu. 


Zaten serumun iddiası da E vitamininin anti-oksidan etkisi sayesinde yaşlanma etkilerini geciktirmek, yabani iğde ve gül yağları sayesinde cildin daha sağlıklı ve canlı görünmesini sağlamak. Yaşlanma etkisi kısmını bilemiyorum tabii; ama canlı ve sağlıklı görünmesine katkısı olduğu kesin. 

Anti-Aging Yüz Serumu'nun tam boyu 20 mL ve fiyatı 85 TL. Yine IDA.KEW web sayfasından satın alabilirsiniz. 

Hydrating Face Gel//Sıkılaştırıcı Yüz Jeli


Bu kremin isminde "jel" geçmesine karşın, akışkan kıvamlı hafif bir krem olarak nitelendirebilirim. Vaatleri nemi arttırmak ve daha sıkı bir cilt olan bu kremin oldukça ferahlatıcı ve hafif bir yapısı var. Deneme boyu kavanozda sunulurken, tam boyu pompalı şişede satılıyor. Böylesi daha uygun; çünkü, kıvamı akışkan olduğu için kavanozdan alması biraz zor oldu benim için.


Etken maddeleri ise ardıç, selvi, papatya, aloe vera ve cadı fındığı. Harika bir kokusu var. Cilde uygulandığında da hemen emiliyor. Bir miktar sıkılık kattığını da söyleyebilirim. 


15 mL'lik bu nemlendiriciyi 1 aydır her gün kullanıyorum; hatta bunun 20 gününde (tatillerde) sabah-akşam kullandım ve hala bitiremedim. Oldukça bereketli bir ürün olduğunu söyleyebilirim. 

Nemlendirmesiyle ilgili olarak ise burada şöyle bir not düşmeliyim: benim cildim şu an normal. Fakat, bu kremi Ankara'da kullandığım zaman herhangi bir nemlendiriciden farklı bulmazken, daha nemli iklimlerde (Antalya, Çanakkale) bu kremi kullandığımda cildimdeki ışıltıya ve neme inanamadım! Özellikle serumla birlikte kullandığımda ortaya çıkan sonuca resmen aşık oldum. Kısacası, 
  • kuru bir iklimdeyseniz ve cildiniz de normal/kuru ise; bu kremin verdiği nem yeterli gelmeyebilir. 
  • nemli bir iklimde yaşıyorsanız ve cildiniz normal/kuruysa bu kreme bayılabilirsiniz. 
  • Yağlı ciltilerin ise her daim seveceği, yağı dengelerken cilde aynı zamanda nem verecek ve parlama yapmayacak bir ürün olduğunu düşünüyorum. 
Sıkılaştırıcı Yüz Jeli'nin tam boyu 30 mL ve fiyatı 78 TL. IDA.KEW web sayfasından satın alabilirsiniz.

Diğer IDA.KEW yüz kremlerinin tam boyları 30 mL ve fiyatları 121 TL. Yine web sayfasından alabilirsiniz. 

--------------
Bu ürünlerden güneş bakım yağı ile anti-aging serumu oldukça sevdim. Yağı gelecek yaz, serumu ise, elimdeki yüz serumu bitince almayı ciddi ciddi düşünüyorum. Serum için beklemeyebilirim de, elimdekinden yine çok memnun kalmadım çünkü.

Doğal ve temiz içerikleri seviyorsanız, IDA.KEW web sayfasına göz atmanızı şiddetle öneririm! 


25 Ağustos 2014 Pazartesi

İç Döküş

10 gün ara vereceğimi söyleyip tatilden 2-3 yazı yazdığım için yeni yazılara dönmeden içimdekileri yazmak istedim -hakettim bence yani :) Aklımda dönüp duracaklarına, buraya dökeyim, burada dursun. Hem blog dediğimiz şey, biraz da günlük değil midir?

3 sene önce ben blog yazmaya başladığımda, okuduğum çok az blog vardı; arkadaşlarıma kozmetikle ilgili tavsiyeler verirken, her biri defalarca sorulduğu için, "zaten anlatmayı seviyorum, blog açayım ben de, arkadaşlarım okusun bari" diye düşünmüştüm. Şimdi bu blogu okuyan 1400'den fazla kişi var; gerçekten benim için çok önemli bir sayı. Ama bazıları için burun bükülecek bir kitle. 

Ben yazmaya başladığımda blogger etkinlikleri yoktu, ya da ben bilmiyordum. Lansmanları okuyup ne kadar eğlenceli olabileceğini düşünüyordum. Sonra Ankara'da olan lansmanlara davet edilmeye de başladım, mutlu oluyor insan ne yalan söyleyeyim. İlk katıldığım blogger buluşmasına davet edildiğimde ise epey heyecanlanmıştım. Bakın "etkinlik" demiyorum, "buluşma" diyorum; çünkü bu buluşmada sponsorlar havada uçuşmuyordu. Birbirimiz tanımak, yorumlaştığımız insanlarla konuşmak için buluşmuştuk. Canlarım Kübra ve Gözde'yi o buluşmada tanıdım mesela, beni de tatlı Fatma'cım davet etmişti. Bir daha o kadar samimi bir yere davet almadım zaten. Ondan sonra her yer "etkinlik" doldu.

Kendim de pek çoğuna katıldığım bu etkinlikler ilk başta benim için çok merak ettiğim bloggerlar ile tanışma fırsatıydı. Özellikle Serap'ın Romantic Vintage Party'si bu anlamda benim için harikaydı; çünkü neredeyse görmek istediğim herkesle tanışma imkanım olmuştu. Ama son zamanlarda katıldığım etkinliklerden aynı tadı alamadım, aynı neşeyi, heyecanı duyamadım. Zaten insanlarla tanışmak için bir çok firmanın hediye gönderdiği bir ortama girmek tuhaf gelmeye başladı. Sanki ister istemez herkes o hediye paketlerinin açıldığı ana odaklanıyor, asıl sohbeti kaçırıyoruz gibi geliyor. Bir de, ben kozmetik yazıyorum. Kozmetik dışındaki sponsorlardan gelen hediyelerle ne yapacağımı şaşırıyorum. Arada Duru Bulgur'un mantarlı bulguru gibi süper lezzetli ve bayıldığım şeyler çıksa da, benim o ürünü tanıtmaya bir katkım yok ki? Gerçi, sanırım bazı firmalar da "Instagram'da yüksek izleyicili hesaplarda bir görünsün yeter" mantığıyla ürünleri gönderiyorlar. Ama benim içime dert oluyor. 

Zaten son zamanlarda bu "etkinlikler", düzenleyen kişinin kendi arkadaş çevresinden başkasına duyurulmuyor. Yani körler sağırlar birbirini ağırlıyor... e kim kimle tanışıyor? Yeni kimseyle tanışmayacaksam, ben zaten özellikle son iki senede çok samimi olduğum canım kızlarımla sık sık buluşup sohbetin dibine vuruyorum! Buna "etkinlik" deyip de oradan buradan firma aramaya ne gerek var? Sanırım bu iş de ayrı bir statü göstergesine dönüştü. Böyle stratejiler bana fazla geliyor. Blogumu yazıp geçiyorum. Bir de Instagram'da paylaşıyorum. Ama Instagram da çok uçucu geliyor. Bilgi çok hızlı paylaşıldığı için herkesin gözdesi; ama o bilgi uçup gidiyor. Blogdaki gibi ihtiyaç halinde arandığında bulunamıyor. O yüzden, ben hala ve ısrarla bloguma -tabii artık iş ve iki çocukla vakit buldukça- yazmaya devam ediyorum. 

Böyle düşündükçe düşündükçe de kendi çizgimi belirlemek adına bazen kararlar alasım geliyor. Mesela artık sponsorlu blogger etkinliklerine katılmayacağım. Yukarıda yazdığım gibi, ben zaten sevdiğim blogger arkadaşlarımla bir araya geliyorum. Canım istediğinde ararım onları, vakti olanla buluşuruz. Hem "blogger bazaar" konseptimizle (hahaha, konsept deyince güldüm bir; ama başka ne diyeceğimi bilemedim) kendi kullanamadığımız ürünleri değiş tokuş da yapıyoruz. Bundan güzel "buluşma hediyesi" mi olur? 

Suyu çıkmayan blogger-PR ilişkilerini de doğru bulduğumdan (sonuçta blogdaki denenen ürün çeşitliliğini arttırmış oluyor) firmalar uygun görür de davet ederse, lansmanlara katılmaya devam etmek istiyorum. Ama firmanın kendisinin davet etmesi, bir blogger üzerinden yönlendirme olmaması koşuluyla. Çünkü bu durumda da yine "blogger etkinliklerinde" olduğu gibi, arkadaş-eş-dost muhabbeti devreye giriyor. Hala içimde uhte kalan bir firma lansmanı olmuştu mesela Ankara'da. Çok ünlü bir cilt bakım firması ilk kez şehrimizde lansman yapmıştı ve yemek/hobi bloglarının bile katıldığı bu lansmana davet edilmemek beni gerçekten üzmüştü. Niye üzülüyorsam? Sanki o anda asıl sebep iyi blogger olmamanızmış gibi geliyor da ondan... Bana daha önce isim sorulduğunda firmaya Ankara'da elimde olan bütün bloggerların mail adreslerini gönderdiğimi hatırlıyorum. Ya da, samimi arkadaşım olmasa da blogunu gerçekten beğendiğim kişileri içtenlikle önerebiliyorum. Ama hep aynı geri dönüş alınamıyor tabii ki... bu yüzden de firma kendisi takdir ederse ne mutlu bana. Aksi takdirde, o ilişkilerin içinde, kıyısında, kenarında olmayı istemiyorum.  

Uzun uzun yazdım; bu kadar uzun iç dökmeyi kim okuyacak onu da bilmiyorum... son olarak, blogda bir süre bana denemem için gönderilen ürünleri okumak zorunda kalabilirsiniz. Bu ürünleri deneyip sonuçlarını dolandırmadan, içtenlikle yazmaya çalışıyorum. Umarım farklı algılanmıyordur. Basın ürünü kullanmak, yazmak riskli iş. Anında yaftalanabilirsiniz. Üst üste basın ürünü yazmak da beni bu yüzden hep korkutmuştur! Ama, şu uzun tatilimden dolayı elimde birikenler ve bu ürünleri gönderen firmalara karşı olumlu ya da olumsuz yorumlarımı yazma sorumluluğum var. Sonrasında kendi aldıklarım, beğendiklerim, beğenmediklerimle devam ederim, söz :) 

Bu noktaya kadar okuduysanız sizi tebrik ediyor, daha faydalı yazılarda, ürün yorumlarında görüşmek üzere esen kalın diyorum!

22 Ağustos 2014 Cuma

Tatilden Bildiriyorum #5: Tatil Ojeleri

Antalya'da geçirdiğimiz 10 günde ağırlıklı olarak yeşil-mavi tonları sürmüşken, Saros'a giderken elim daha çok pembe ve turunculara kaydı. Yanıma sadece 3 tane oje almıştım; ama, tatlı yeğenim Irmak (4,5 yaşında) da bana iki oje alınca beş ojeyi değiştire değiştire sürdüm. Bakalım tatilde hangi renkler benimleymiş?


Rimmel London Urban Purple'ı sevgili Özge'de (deepbeauty) görüp bayılarak almıştım. Niyeyse unutmuşum... Ankara'da sürünce aşık oldum ve yanıma aldım. Güveze çalan nefis bir kırmızı, İngilizce'de "berry" denen renkten. Yapısı müthiş, yağ gibi kayıyor ve neredeyse tek katta kapatıcı. Bitişi de jel gibi. Kusuru ise kalıcılığının zayıf olması. Tatilde sürecekseniz, her gün yenilemeniz şart. Detaylı yazısı blogda olacak...


Flormar Supershine 44 yeğenimin hediyesi ojelerden. Yapısı gayet güzel ve tek katta kapatıcı. Bitişi parlak. Kalıcılığı da tatil için fena değil, çok aşınmadı. Yalnızca çıkarırken çok zorlandım...


Defacto My Color 206 da hediye. Defacto'nun ojelerini ilk kez kullanıyorum. Yapısını, rahat sürülmesini ve kalıcılığını oldukça beğendim. Rengi simli bir pembe-eflatun. Çıkarması da hiç zor olmadı. İçeriği iyi olmasa da yapı ve renk olarak tercih edilebilir.


OPI Hot and Spicy'yi daha önce blogda yazmıştım. Nefis bir turuncu-mercan! İçeriği son derece iyi, sürümü gayet kolay. İki katta tam opak ve kalıcılık olarak da başarılı. Yaz sonuna kadar Urban Purple ile bunu dönüşümlü süreceğim sanki. 


Golden Rose Holiday 82'yi de değişiklik olsun diye aldım. Bronz tende altın rengin duruşu harika! Yine blogda daha önce yorumlamıştım bu ojeyi, kısaca sürümünü çok kolay bulduğumu ve rengine de bayıldığımı hatırlatayım. Sadece, pütürlü yapısı bebekle olduğum için beni rahatsız etti, o kadar. Ama şık, çok şık bir oje!


Ve böylece tatilden yazdığım yazılara da burada noktayı koyuyorum; çünkü yakında Ankara'ya dönüyoruz. Evde düzenimizi kurunca normal düzendeki yazılarda görüşmek üzere...

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Tatilden Bildiriyorum #4: Tatil Şampuanları

Bu sene tatiller uzun olunca pek çok seyahat boyu şampuanı deneme imkanım da oldu. Pek memnun kalmadığım Missha Dong Baek Gold serisini bitenler yazılarımda yorumlayacağım. Bu yazıda Urban Care ve Cyrene ürünlerine yer vermek istiyorum.


Urban Care'in seyahat boy şampuan ve saç kremi dörtlü set olarak şeffaf bir çanta içinde kozmetik marketlerde satılıyor. Biotin&Keratin serisi bana Urban Care tarafından hediye olarak gönderilmişti. Bu ikili beni bir hafta idare etti. 


Serinin şampuanı ne yazık ki SLS içeriyor. Ki benim şampuanlarda tercih etmediğim bir içerik. Temizliğini gayet güzel bulsam da, saçlarımı sertleştirdiiğini düşünüyorum. Ama saç kremi oldukça güzel. İkili olarak kullandığımda saçlarım kolayca tarandı, tam istediğim gibi şekil aldı ve yumuşacık oldu. Saç kremi kullanmaya vaktiniz varsa, bu set tatil için güzel düşünülmüş derim.


Cyrene şampuanlar ise çeşitli etkinliklerde gelen deneme boy ürünler. Tea Tree&Lemon nefis kokan, kokusu kadar etkisi de başarılı bir şampuan. Sanki kekik kokusu da geliyor gibi. Hem saçlarımı yumuşattı, hem de şekil verme konusunda sıkıntı yaşamadım. Sık yıkamama karşın yağlanmayı da emgelledi bence. Saç kremi vs olmadan da saç uçlarım bakımlı durdu. 

Keratin & Collagen serisinin de kokusu çok güzel, etkisi de Tea Tree & Lemon ile aynı. Cyrene şampuanların bu yumuşacılk yapısına bayıldım. Saçlarım kendine geldi resmen! Tam boyları gönül rahatlığıyla alınabilir, zira SLS, paraben içermiyor.


Ayrıca Cyrene hayvanlar üzerinde deney de yapmıyor.  

Siz tatilde neler denediniz?

Basın Bülteni: HOBBY Tıraş Köpükleriyle Pürüzsüz Bir Görünüm


Hızlı ve uygulama kolaylığı sağlayan Hobby For Men Tıraş köpüğü 4 farklı çeşidiyle karşınızda.


Hobby  For Men Fresh, Cool ve Maximum Effect Tıraş Köpüklerikremsi kıvamı ve mentol ile zenginleştirilmiş formülü ile sakallarınızı yumuşatır ve tıraş bıçağının yumuşak bir şekilde kaymasını sağlar. Gün boyu sürecek ferahlatıcı bir etki bırakır.

Hobby For Men Sensitive Traş Köpüğü hassas ciltlere özel olarak formüle edilmiştir. İçerdiği aloe vera sayesinde cildi nemlendirerek cildin kurumasını ve gerilmesini önler.

Dermatolojik olan test edilen Hobby Traş Köpükleri minimum sürtünme sağlayarak cildi tahrişten ve mikro kesiklere karşı korur. Kusursuz bir tıraş ve yenilenmiş bir görünüm sağlar.



TERF :4,50 TL

Basın Bülteni: Mücevherin Renkli Dünyası Nevinci'de


Nevinci  her zevke ve her bütçeye hitap eden biribirinden şık ve gözalıcı değerli taşlarla bezenmiş yeni tasarımlarıyla kadınların gözdesi haline gelecek.

Bağlılığın ve sadakatin sembolü olan safir ; bereketi, bolluğun ve bereketin simgesi şans getirdiğine inanılan zümrüt taşı;sevgi, güven, sadakat ve cesaret veren yakut; Eros tarafından insanlara sunulduğuna inanılan aşkın sembolü pembe kuvars; pozitif düşünce ve mutluluk kaynağı onniks taşı Nevinci tasarımlarıyla güzel enerjilerini takıların sahipleriyle paylaşarak onların hem mutluluklarını hem de şıklıklarını arttıracaklar.





NEVİNCİ AŞKI DERUN ZÜMRÜT YÜZÜK 227 TL

17 Ağustos 2014 Pazar

Tatilden Bildiriyorum #3: Kiehl's Patchouli&Fresh Rose Duş Jeli ve Vücut Losyonu

İnternet çok sıkıntılı olduğu için "tatilden bildiriyorum" serisi biraz sekteye uğradı; ama, bir kaç yazı daha yazmayı planlıyorum. Üçüncü yazının konuğu Kiehl'sin harika kokulu vücut losyonu ve duş jeli olan Patchouli & Fresh Rose!


Seyahat boyu olan bu set bana tatilde bir hafta yetti (günde iki kere kullandım). Her ikisi de aynı nefis gül kokusuna sahip. Ama insanın içini bayan bir gül kokusu değil, paçuli sayesinde daha karakteristik ve özgün, resmen dinlendirici bir koku. Açıkçası, bu ürünleri koklamaya doyamadım!


Duş jeli hafif kıvamlı, az köpüren ama güzel temizleyen, cildi kurutmayan çok güzel bir ürün. Kokusu kalıcı değil, ama duş keyfini ikiye katlıyor. İçeriği gayet güzel, sülfat içermiyor. Tam boyu kesinlikle aklımda!


Vücut losyonu da duş jeli ile aynı kokuya sahip. Birlikte kullanıldığında koku biraz daha kalıcı. Cildi güzelce yumuşatıyor ve akışkan bir kıvamı var. Nemlendirmesini de yeterli buldum. Üstelik içeriği güzel, silikon içermeyen ama gliserin ve çeşitli bitki yağları içeren bir ürün.


Tatil seti olarak bu ikiliyi oldukça başarılı buldum ve diğer kullandığım Kiehl's losyonlara kıyasla çok daha fazla sevdim! Özellikle paçuli ve gül kokularını seviyorsanız, parfüm gibi kokan bu seriye bayılayacaksınız diyorum. Seyahatleriniz için aklınızda olsun!