Bir alışveriş gurusu olmamama rağmen burada bulunmayan kozmetik mağazaları ve burada pek rastlamadığımız "bakışları üstünde hissetmeden mağaza gezme ve ürünleri deneme psikolojisi" o kadar hoşuma gitti ki, gitmeyi düşünenler ya da merak edenler için ufak bir rehber hazırlamak istedim (ufak deyince kısa bir yazı beklemiyorsunuzdur, değil mi?).
Biz kabin boyu valizle gidip döndüğümüz için cilt bakımı yerine genelde hep renkli kozmetikleri inceledim. Çünkü cilt bakım ürünlerinin gramajları kabin valiz ile seyahate uygun olmayacaktı. Dolayısıyla, bu yazı da biraz renkli kozmetik alışverişi üzerine oldu.
Öncelikle şunu paylaşmak istiyorum: hangi mağazanın kapısından adımımı atarsam atayım, kendimi çok rahat hissettim. Bu Boots'ta, Superdrug'da da böyleydi; Ted Baker, Burberry, Space NK gibi high end olanlarda da. Boots ve Superdrug'da satış görevlilerinin "yardıma ihtiyacınız var mı?" diye sorup "hayır teşekkür ederim, bakıyorum" deyince yanınızdan ayrılmaları ve uzaktan sizi rahatsız edici şekilde izleMEmeleri buradaki drugstorelarda da görmek istediğimiz hareketler. Burberry gibi mağazalarda da durum değişmiyor. Burada sanki marka sahibi kendisiymiş gibi davranan ve içeri giren insana "bu buradan alışveriş yapabilir mi?" yargısıyla bakıp ona göre davranan satış görevlilerinden sonra sürekli gülümseyen, sizi sanki markette geziyormuşsunuz gibi rahat bırakan, ama soru sorduğunuzda da güler yüzle yardımcı olup, bir şey almadığınızda da aynı güler yüzle uğurlayan satış danışmanları bana ilaç gibi geldi. Bilmiyorum, belki Türkiye'de high-end markaların müşterisi böyle muamele istiyordur... ama ben Londra'da gönlümce her mağazaya girip çıktım, alamayacak olsam da elledim, dokularına baktım...
Selfridges ve Harrods, içinde her şeyi bulabileceğiniz ve hatta yemek de yiyebileceğiniz iki meşhur alışveriş mağazası/department store. Özellikle Harrods, ultra lüks ürünleriyle de turistlerin odak noktası. Bu iki mağazanın kozmetik reyonlarında NARS'tan Charlotte Tilbury'ye, İllamasqua'dan Tom Ford'a pek çok high end markanın ürünlerine ulaşmak mümkün. Türkiye'den de bildiğimiz Marks&Spencer ise "yiyecek" ve şık markaları da barındıran kozmetik ve bakım reyonlarıyla da bildiğimiz kalıbın dışına çıkıp bizi şaşırtan mağazalardan. Yine sıklıkla gördüğüm iki high end marka ise Burberry ve Ted Baker. Ted Baker'ın modellerine zaten bayılıyordum, orada epey inceleme şansım da olsu. Gerçekten rüya gibi... Orkide desenli çantaları ve aynı desen sahip etek/bluz takımlarında aklım nasıl kaldı bilemezsiniz! Burberry'nin ise daha çok kozmetik kısmına baktım. En çok ilgimi çeken, oje ve ruj yerleştirdiğinizde dudakta ve tırnakta nasıl duracağını gösteren standı oldu. Anneme buradan hediye bir ruj aldım; ama, almayı düşündüğüm farlarının pigmentasyonunu beğenmediğim için kendime bir şey alma ihtiyacı duymadım...
Top Shop, high street diye tabir edilen, ortanın biraz üstü fiyatlara ve kaliteye sahip, kendi kozmetik serisi de olan, sevdiğimiz diğer İngiliz markası. Kozmetiklerini İngiliz vloggerlar pek seviyorlar; ama bana fiyat olarak fazla geldi. Bunlar yerine başka ürünler almayı tercih ettim. Primark ise çok çok uygun fiyatlarıyla ve kıyafetten ev eşyasına, çocuk ve bebek ürünlerinden kozmetiğe ürün çeşitliliğiyle bizi bizden aldı. Kozmetik reyonu benim çok ilgimi çekmese de, I love... vücut ürünlerinin ve Hask saç bakım ürünlerinin de burada çok cüzi fiyatlara satıldığını görmüş oldum.
Alışveriş için ilk durağım, Londra deyince aklıma ilk gelen Boots oldu. Zaten her adım başında bir Boots bulmak mümkün. Genelde giriş kısmında Lancome, Clarins, Clinique gibi high end markalar, diğer katlarda, ya da tek kat ise arkalarda ise L'Oreal, Max Factor, Maybelline, Rimmel London, Revlon, Sally Hansen gibi drugstore markalar, çeşitli kişisel ve bebek bakım ürünleri ve reçetesiz satılabilen ilaçlar yer alıyor. Bizde drugstore olmayıp Boots'ta satılan diğer marka ise Essie! Türkiye'de de satılan markaları İngiltere'den almak hiç mantıklı değil; çünkü şaşırtıcı biçimde, İngiliz markaları bile bizimkine göre neredeyse %50 daha pahalı. Bu yukarıda saydığım, Türkiye'de de olan markalar dışında, Boots'a özel ve diğer mağazalarda görmediğim -benim ilgimi çeken- markalar ise Soap&Glory, No.7, Botanics ve Seventeen. Türkiye'de olmayan, fakat Boots'a da özel olmayıp diğer mağazalarda da bulunan ve benim merakla denediğim markaları ise Sleek, Barry M ve Collection. Promosyonları ve özel fiyatları oldukça bol olan mağazada kasada sürpriz indirimlerle ya da bir sonraki alışverişte kullanılmak üzere verilen 5 Pound civarı indirim çekleriyle karşılaşmak çok olası. Personelin ilgisi ve ürünlerle ilgili bilgi düzeyi de oldukça tatmin ediciydi.
Boots'tan daha az yaygın olan ama farklı markalarıyla benim çok daha fazla ilgili çeken diğer drugstore ise Superdrug oldu. Yine L'Oreal, Max Factor, Maybelline, Rimmel London, Revlon ve Sleek, Barry M ve Collection markalarıyla birlikte, benim mağazada uzuun uzun vakitler geçirmeme neden olan Makeup Revolution, Make Up Academy, Tanya Burr ve I Love Makeup markaları da burada satılıyordu. Oxford Street'teki Superdrug'da the Balm standı da gördüm; ama fiyatları bizimkine de göre oldukça pahalıydı. Renkli kozmetik yanında Zoella'nın cilt bakımı ürünleri ve aksesuarları da şirin ambalajlarıyla ilgimi çeken diğer ürünler oldu. Makeup Revolution ve I Love Makeup standalarını görmeme çok sevinmeme rağmen, ürün stokları çok azdı... en dolusu bizim otelin karşısındaki Whitgift Centre'daydı şansıma. Sanırım bu markayı online almak en mantıklısı.
Gelelim beni en çok heyecanlandıran iki İngiliz markasından birine... Oxford Street'teki iki katlı kocaman Lush mağazasını görünce ufak bir çığlık atmış olabilirim (ki genel turist eğilimi bu yöndeydi). Mağaza kocaman ve çok ferahtı, ve o kadar çok ürün çeşidi vardı ki... fiyatlar, hatırlayabildiğim kadarıyla, Türkiye'de vaktiyle satılan düzeydeydi. Ben girdiğimde mağazanın kapanmasına 10 dakika vardı ve o noktadan sonra içeri kimseyi almadılar. Ama içerideki müşterileri de "kovalamaya" çalışmadılar. Satış danışmanı kızdan yüzüm için bir maske istedim. Bana cilt tipimi, şikayetimi, nasıl bir sonuç beklediğimi sorduktan sonra hiç telaş yapmadan uzuuun uzun 3 ürün gösterdi ve hepsini elimde denedik. Maskenin etkisi için beklerken de keyifle sohbet ettik. Ben bir temizleyici ve bir de maske aldım; üstüne de Kübra'nın sorduğu bir ürünün testerını istedim. Hemen bir kap getirip testerı da ekledi. Mağazadan, kapanışından yarım saat sonra mutlu mesut ayrıldım. Sanırım bir daha Londra'ya gidersem, soluğu ilk Lush'ta alacağım!
Son bahsedeceğim ve benim için arzu nesnesi olan durak ise Charlotte Tilbury idi. Selfridges'in içinde standını gördüğümde biraz bakındım; ama hevesimi asıl Covent Garden'da yeni açtıkları mağazaya sakladım. Metrodan çıktığınızda sizi karşılayan bu şirin mağazanın içi de Charlotte Tilbury'nin kendisi gibi şık ve sevimli. Ortada bir stand ve tam karşı duvarda 8-9 adet "makeup look" bulunuyor. Bu görünüşlere ulaşmak için ihtiyaç duyacağınız ürünleri de her birinin altına dizmişler. Böylece size rehber oluyor. Satış danışmanları/makyaj artistleri çok sıcak kanlı ve yardımsever. Charlotte'un maillerindeki gibi size "darling" diye hitap etmeleri ise ayrı şeker. Mağazada beğendiğiniz ürünleri istediğiniz gibi deneyebiliyorsunuz ve size, isterseniz, çok yararlı önerilerde de bulunuyorlar. Dilerseniz merak ettiğiniz ürünü makyaj masasında size uyguluyorlar. Böyle anlık uygulamalar dışında, randevu ile makyaj uygulaması da yaptırabiliyor, eğitim alabiliyorsunuz. Online sistemden randevu alarak yaptırabileceğiniz bu makyajların fiyatı, eğer "lead artist/baş makyöz" seçerseniz 1 saat için 55 Pound. Makyaj dolabınız yenilenmesi, yararlı ip uçları ya da kırmızı halı uygulaması gibi değişik konulardan seçim yapabiliyorsunuz. Gelin makyajı 100 Pound (1'er saatlik iki uygulama içeriyor). Eğer mağazadan bir makyöz seçerseniz, 1 saatlik uygulamanın (makyaj dolabınız yenilenmesi veya yararlı ip uçları seçenekleri mevcut) fiyatı 35 Pound.
Ben farlarımı seçerken tatlı makyöz bayana danıştım, ve o da göz rengim ve makyajda tercih ettiğim renklerden yola çıkarak bana önerilerde bulundu. Nasıl kombinleyebileceğimi ve öneri olarak bu ürünlerin de içinde bulunduğu setleri gösterdi. Rujumu alırken ise, aklımda olan rengi, daha önce MAC'ten aldığım Mocha rujla karşılaştırmak istedim. Baktığımızda "bu aynısı, bunu almayın" diyebildi mesela. Tabii ki birlikte başka bir renk seçtik! Seçtiğim rengi dudaklarıma uyguladı, yine kombin önerisinde bulundu ve merak ettiğim Magic Wonder bazın fiyatı yüksek olduğu ve sevip sevmeyeceğimi tam kestiremediğim için kendiliğinden testerını vermeyi teklif etti. Kısacası, gittiğim her iki seferde de epey vakit geçirip, mutlu mutlu ayrıldım mağazadan. Yolunuz düşerse mutlaka içeri dalın derim!
Ben farlarımı seçerken tatlı makyöz bayana danıştım, ve o da göz rengim ve makyajda tercih ettiğim renklerden yola çıkarak bana önerilerde bulundu. Nasıl kombinleyebileceğimi ve öneri olarak bu ürünlerin de içinde bulunduğu setleri gösterdi. Rujumu alırken ise, aklımda olan rengi, daha önce MAC'ten aldığım Mocha rujla karşılaştırmak istedim. Baktığımızda "bu aynısı, bunu almayın" diyebildi mesela. Tabii ki birlikte başka bir renk seçtik! Seçtiğim rengi dudaklarıma uyguladı, yine kombin önerisinde bulundu ve merak ettiğim Magic Wonder bazın fiyatı yüksek olduğu ve sevip sevmeyeceğimi tam kestiremediğim için kendiliğinden testerını vermeyi teklif etti. Kısacası, gittiğim her iki seferde de epey vakit geçirip, mutlu mutlu ayrıldım mağazadan. Yolunuz düşerse mutlaka içeri dalın derim!
Yazmayı en çok istediğim, ama nasıl toparlayacağımı bilemediğim için yazmaktan en çok korktuğum konu buydu. Umarım sıkılmadan sonuna gelmişsinizdir! Bir sonraki Londra seyahatim için (ne zaman olur bilmiyorum, evrene mesaj yolluyorum) önerileriniz olursa merakla yorum kısmında bekliyor olacağım!